Selin ve Ela’nın Doğum Hikayesi – Normal Doğum

Posted by on Ara 21, 2014 in Hamilelik | 0 comments

Doğum hikayeleri devam ediyor, bugün hem eski işimde birlikte çalıştığım, beni yogada tesadüfen bulan ve hamileliği boyunca birlikte hamile yogası yaptığımız sevgili Selin’in normal doğum hikayesi var. Zamanı gelip doğmayan bir bebeğiniz olursa sezeryandan önce böyle bir alternatif olduğunu unutmayın.

Benim doğumum aslında her ne kadar doğal bir doğum olsa da bir o kadar doğal olmayan bir doğum oldu :) Maalesef ölümüne yürüyüş, hurma yemek, pilates topu üzerinde zıplamak gibi her türlü taktiği denememe rağmen sevgili Ela dünyaya gelme konusunda biraz tembel davrandı. Doktorun terminolojisiyle Ela “miladını doldurdu” ve ne yazık ki 40 + 6 günde hala karnımda kalma konusunda ısrarcıydı. Kilosu da 4 kiloya doğru yaklaşıyordu, ben de normal doğuramayacağım diye endişe ediyordum. Bunun üzerine doktorum İbrahim Sözen ile 16 Haziran günü yani 40 + 6. günde hastanede buluşmak üzere sözleştik. 15 Haziran gecesine kadar Ela kendiliğinden gelsin diye dua ettim ancak ne yazık ki 16 Haziran sabahında hala “tık” yoktu. Doktora söz verdiğimiz üzere sabah 08:00’da Liv Hospital’a yatışımı yaptık. Artık normal ya da sezaryen bir şekilde Ela doğacaktı. Doktorumu seçerken çok araştırmıştım ve özellikle normal/doğal doğum konusunda hassas olan ve bana son dakikada bir bahane yaratıp sezaryeni diretmeyecek bir doktor istiyordum. Dayım sayesinde İbrahim hocayı buldum. Hakikaten de İbrahim hoca benim kadar inatçı çıktı. Onun yerinde başka doktor olsa beni çoktan sezaryene almıştı. İbrahim hoca beni indüksiyon yöntemiyle doğurtmayı planladı. 16 Haziran sabahı öncellikle doğum katının baş hemşiresi vajinal yoldan Cytotec diye bir fitil uyguladı. Normalde bu fitil 3-4 saat içerisinde açılmayı sağlayacaktı ancak maalesef fitil düzgün bir şekilde erimediği için saat 11:00 gibi doktorum geldiğinde bende hiçbir değişiklik yoktu. Bunun üzerine doktorum bir şans daha tanıdı ve ikinci fitili yerleştirdi. Birinci fitil ve ikinci fitilin erimesiyle birlikte doğum süreci bir nebze başlamış oldu çünkü açılma başladı ve bununla birlikte sancılanma da hafif hafif başladı. Önce 1 santimetre ile başladık sonra 2 saat sonra 3 santimetreye çıktık, sonra uzun bir süre sonra 4 santimetre olmuştu. İbrahim hoca “bu hızla gidersek sabaha kadar buradayız” dedi. Onun için suni sancıyı vermeye karar verdi. 3 santimetredeyken epidüral için aneztezi ekibi gelmişti, tüm düzeni kurmuşlardı ancak epidürali 4 santimetre de vermeye başladılar. Bu andan itibaren işte gerçek anlamda benim için çok uzun ve zor bir süreç başladı. Doktorum ayrıca süreci hızlandırmak için suyumu da patlattı. Hayatımda yaşadığım en enteresan andı, benden nerdeyse bir havuzu dolduracak kadar su geldi. Bütün oda sırılsıklam oldu. Gerçekten çok garip bir duyguydu. Suni sancı ile sancılarım nerdeyse 2 dakikada bire düştü. Bu süreçte odayı karartmalarını istedim. Odada baştan beri yanımda olan eşim Cenkay, kız kardeşim Deniz ve annem vardı. Zamanla etrafımdakiler değişti, arkadaşlarım Çağla, Sibel geldiler. Eşim bana yürürken eşlik etti, yogada öğrendiğim hareketleri yaparken bana yardımcı oldu, bol bol masaj yaptı. Acı artmaya başladıkça eşimin işi zorlaşmaya başladı çünkü en çok ondan destek almak istiyordum. Onu hakikaten takdir ettim, yeniden aşık oldum. Çok iyi bir baba olacak kesin. Hastane bana bir ebe atamıştı ama acı arttıkça benim ebeye olan tahammülüm azalıyordu. Dula olayına girmedim çünkü tanımadığım birinin bana yardımcı olacağını düşünmüyordum. Çok da doğru bir karar almışım çünkü yanımda hep en yakınlarımın olmasını istedim, hastanenin ebesini bile istemedim. Çocukluk arkadaşlarımdan Azra’nın desteği çok büyük oldu. Onun iki tane oğlu var ve her ikisini de aynen benim gibi doğurdu yani müdahale edilerek dolayısıyla tecrübesi çok fazlaydı ve bana çok yardımcı oldu. Bir de ailemizin fotoğrafçısı Gülüm vardı. Bizim düğünü de o çekmişti, doğum fotoğraflarını da o çekti, o da benim için dula gibiydi, o kadar çok doğum yaşamış, o kadar çok doğum türüne şahit olmuş ki yorumları benim için çok değerliydi. Ben de ağrı sürecini iyi yönettim diyebilirim, ağrı geldiğinde belli bir hareketim vardı kalça çalkalama hareketini yapıyordum aynı yogada olduğu gibi ve sadece bu hareket beni rahatlatıyordu gerçekten. Ağrı geliyor diyordum ve hemen hareketi yapmaya başlıyordum. Bir de nefes ile kontrol ettim. Biraz fazla hızlı nefes alıyordum, herkes başımın döneceğini düşündü. Doğru bir nefes miydi bilmiyorum ama çok iyi geliyordu nefese konsantre olmak. Yazdıklarımdan da anlayacağınız üzere epidüralin hiçbir etkisi olmadı. Suni sancının dozunu sürekli arttırıyorlardı, artık saat akşam 7-8 falan olmuştu, 20 dakikada bir oksitosin dozu artıyordu ve bunu bana söylemediler tesadüfen öğrendim. Aklımdaki tek soru bu sürecin daha ne kadar devam edeceğiydi, ne zaman bitecekti. Sanki biteceği saati bilsem katlanmam daha kolay olacaktı, psikolojik olarak rahatlayacaktım ama olmadı. Doktorun gelip ne kadar açılma olduğuna bakmasını istiyordum ama gelmiyordu bir türlü, bir keresinde erken çağırdım diye bana resmen kızdı. Neyse sonuç olarak bir daha geldiğinde açılma 8 santimetreyi bulmuştu. Beni doğumhaneye alacağını düşünüyordum ama “az kaldı dayan 10 santimetrede alacağım” dedi. “Bu şekilde seni zaten doğumhaneye alamayız” dedi. Epidüral fayda etmemişti, çok acı çekiyordum, doktor anestezisti aradı ve bana bir doz daha yapmalarını söyledi. Bu arada bende sürekli bir ıkınma isteği vardı ama herkes ıkınmamam gerektiğini söylüyordu ama dayanamıyordum. Arkadaşlarım ara ara odaya giriyorlardı ama halimi gören çıkıyordu. Maalesef hastanenin bir odasında tüm aile ve yakın dostlar benim doğurmamı bekliyorlardı ve ben bunu bildiğim için stres yapıyordum.
​8 santimetreden 10 santimetreye geçiş çok uzun sürmedi, 1 saat falan sürdü ama çok zordu, bu ıkınma isteği ve ıkınma yasağı beni bitiriyordu. Doktor “10 santimetre oldu artık doğumhaneye geçebiliriz” dediğinde nedense ağrımın azaldığını hissediyordum, psikolojik miydi yoksa yeni epidüral dozu mu iyi gelmişti bilmiyorum ama gerçekten rahatladım. Saat 10 gibi, yakınlarımın eşliğinde doğumhaneye girdim, herkes elimi tutuyor, kardeşim beni öpüyordu. Doğumhanede ebe, hemşire, nöbetçi kadın doğumcu ve çocuk doktoru vardı, tabi yanımda eşim ve doktorum İbrahim hoca. Önce bana ıkınmanın nasıl bişey olduğunu anlattı, hiç sandığım gibi bişey değilmiş biz hep geriye doğru ıkınırken, burada öne doğru ıkınmak gerekiyordu. İlk seferde yapamadım, bir daha anlattı, bu sefer daha iyiydi, doktor bir coach gibi bağırarak bana talimat veriyordu ve bu çok işe yarıyordu, çünkü bağırdığı için söylediğine çok iyi konsantre olabiliyordum. Eşim elimi tutuyordu, 3.ıkınmada kafası çıktı dediler, doktora inanmadım, eşime sordum. “Evet dedi, kafası çıktı, ha gayret.” Bir daha ıkındım ve Ela çıktı. Hemen kucağıma verdiler, biraz emzirdim ve sonra göbek bağını kestiler. Onunla Fransızca konuştum ilk. “Bonjour ma princesse” dedim yani “Hoş geldin prensesim.”
Sonra nöbetçi çocuk doktoru aldı Ela’yı, o sırada beni dikmeye başladılar. Doktor benim dikkatimi dağıtmak için sen kızına bak, beni boşver dedi. Cenkay da ben de şaşkınlık içerisinde Ela’ya bakıyorduk ve ağlıyorduk sevinçten. Sonra Ela gitti, Cenkay’a da gitmesini söyledim ama o yanımda kalmak istedi. 10-15 dakika sonra biz de çıktık, dışarıda bir ordu beni bekliyordu. Herkes beni tebrik ediyordu. Sonra odama geçtik, sanki o kadar sancıyı çeken ben değildim. Cenkay “çok güzel bir kızımız oldu dedi”. Çok heyecanlıydım, kızımı emzirdim. Emzirmek benim için çok doğal bişey gibiydi sanki her zaman yaptığım bişey gibi. Duygusal olarak benim için doğum anı daha yoğundu, emzirmek daha az şaşırtıcı bir olaydı. Misafirler ile sohbet ettim bol bol ama en önemlisi sabahtan beri beklediğim, sevgili arkadaşım Sibel’in benim için özellikle yaptırdığı Şütte sandviçi bir nefeste bitirdim. Sabah doktor ne olur ne olmaz sezaryen yapmak zorunda kalabilir diye bana Rejim 1 menü siparişi vermişti sağolsun, onun için bu sandviçi ne kadar iştahla yediğimi tarif etmem mümkün değil. Hayatımda bu kadar tatsız tuzsuz bir çorba ve bir komposto yememiştim. Sabahtan beri açtım ama en önemlisi nerdeyse 4 aydır diyabet yüzünden karbonhidrat yemiyordum ve tek hayalim doğumdan sonra böyle bir sandviç yemektiJ Herkes gidince annem, Cenkay, ben ve Ela baş başa kaldık. Bütün gece uyumadım ve Ela’yı emzirdim ama umurumda değildi, uyumak da istemiyordum zaten. Çok özel bir duyguydu. Eşim ve Annem nöbetleşe uyudular ama ben gözümü kırpmadım. Sonuç olarak uzun ve zor bir süreçti ama yine olsa yine aynı şekilde doğurmak isterdim. Mucizevi bişey normal doğum. Yapabilen herkese tavsiye ediyorum. Doktorunuzu da seçerken aklınızda olsun, nasıl bir doğum hayal ediyorsanız ona göre seçin doktorunuzu.
Selin Şaşmaz Kalaycıoğlu; Ela’nın annesi

IMG_5298.PNG

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir