Ceren’le Vera’nın Doğum Hikayesi – Doğal Doğum

Posted by on May 10, 2015 in Hamilelik | 0 comments

39+4. günü de bitiriyorduk. Pazar gününü pazartesiye bağlayan geceydi ve kızım Vera gelmeye karar verdi. O geceden 4 gün önce son doktor muayenesine gittik. Gebelik şekerim olduğu için diyet yapmama rağmen bebeğim hızla kilo alıyor ve doktorum doğumun mümkün olduğunca vakitlice olmasını istiyordu çünkü normal doğum olacaktı. Çatı muayenesinde “2 santim açıklık var 3-5 gün icinde dogum gerçekleşebilir” dedi. “Uzun yuruyusler yap, squat yap belki 100 kez (çömelip kalkma).”diye ekledi.” Hamile yogasi yapıyorum”dedim “devam o zaman” dedi. Son 15 gundur hamile yogasinda yaptigimiz hareketleri zaten yapiyordum evde. Muayeneden sonra 1 saatlik yürüyüş ve yoga seansı yaptim. Zaten yogadaki çömelme hareketini her yaptigimda kızımla konusuyordum. “Seni bekliyorum, artik hazırım kızım” diyordum. Ve sancıların başladığı gece televizyon izlerken adet sancısı gibi bir sancıyı kasıklarımda hissetmeye başladım. Her sancının 20 dakikada bir geldiğini farkettim. Eşimin ailesi bizde kalıyordu, doğumda yanımızda olmak için şehir dışından gelmişlerdi. Saat 11:30 civarı biz de annemler de odamıza çekildik. Saati takip ediyordum ve sancıların arasındaki süre azalmaya başladığında eşime söyledim. Doktorumla iletişime geçtik ama hala acaba bu o gün mü zamanı geldi mi diye inanamıyordum. Doktorumun hastaneye geçin cevabını aldıktan sonra eşimin ailesini uyandırdık. Annemi aradım haber vermek için daha ben ağzımı açmadan annem “başladı mı kızım hadi bakalım Allah yardım etsin” dedi. Bu kadar mı hazırlıklı olunur. :) Moskova’da çalışan kardeşime sancılar başlayınca haber vermeyi karar vermiştik. Gerçi o bu haftasonu atlayip gelsem mi belki dogum olur demişti ama kızımın sağı solu nereden belli olsun. ;)
Bir yandan da kızım kendini her ittiginde yani her sancıda “Aferin Vera, aferin kızıma seni bekliyoruz” diyerek kızımla konuşuyordum. Eşime duşa gireceğimi sonra da hazırlanacağımı söyledigimde yaşadığı paniği unutamıyorum. “Doğum başladı ne duşu” diyerek biran önce evden çıkmak istiyordu. Eşimi sakinleştirdim, “merak etme daha zaman var” diyerek. Evden çıkarken sancıların arasındaki süre 7 dakikaya düşmüştü. Uzun zamandır bu anı bekleyen ben gerçekten doğumun olacağına,evimden kızımı kucağıma almak için çıkıyor olduğuma inanamıyordum. Doğum çantamızı, hastene odamız için hazır olan süsleri, bebek hediyelerini de yanımıza aldık ve çıktık evden. Sanki yine bir gezme için çıkıyormuş gibiydim. Gerçekleşmesini  çok istediğim şeylerin zamani gelince algılarım pek şüpheci olur, inanması zor gelir hep. Hastaneye gittigimizde saat 01:00 olmustu. Hemşireler kontrol edip doğum başlamış diyene kadar da tam emin olamamıştım zaten. Hemşire kontrol etti 3 santim açıklık olduğunu söyledi ve NST’ye bağlandım. Artık havaya girmek gerekiyordu. Ailem getirdiğimiz süslerle odayı süsledi ve artık sürecin başladığını ilan etmiştik. Eşim her sancımda yanımda gözlerimin içine bakıyordu, sabret bu sancıyı da atlatıyorsun der gibi. Bana nefes tekniklerini hatırlatıyor, hatta bana eşlik ediyordu. Annem dua okuyor ve elimi tutuyordu. Eşimin annesi de yanımda. Babalarımız sancılar sıklaşıp etkisi artmaya başladığında zaten dayanamayıp dışarıda beklemeye karar verdiler. İkisinin de gözlerinin dolu dolu olup odadan çıktıkları an gözlerimin önünde. Hamileliğim sürecinde ve özellikle son zamanlarda doğumun evrelerini ve sancıyla başetme yöntemlerini okuyordum. Eşim de bana o süreçte nasıl yardımcı olacağını. Doğum koçum olmayi istemişti bir kere. ;) Aktif doğum istiyordum yani sancıları yatarak yaşamak yerine yürümek plates topunu kullanmak, açılmaya yardımcı olacak yoga hareketlerini yapmak.  Nefes teknikleri, odaklanmamış farkındalık yöntemi gibi bana sancılar sırasında acıya direnmeden ona dayanma, sabırla bir sonraki sancıyı karşılamama yardımcı olacak teknikler. Bir taraftan da okuduğum bazı yazılarda kendimi tutmadan doğum dalgalarında bağırmanın doğumun bir parçası oldugunu okuyordum. Kadınlar olarak çocukluğumuzdan beri nasıl davranmamız gerektigini düsünerek yaşamaya, kendimizi bastırmaya, kontrol altında tutmaya alışkın olduğumuzdan doğum sürecinde bu doğal tepkiyi de bastırmak beklenen birşeydi. Hemşire kontrole geldigi bir seferde NST’yi kontrol etti.
Sancılar şiddetini arttırıyordu ve NST’de 127-130 görmeye başlamıştım. “Siz sancıları hissetmiyor musunuz” dedi bana. Neden öyle sorduğunu merak ettim. “Hiç sesiniz çıkmıyor çünkü” dedi. Doğum öncesi okuduğum yazıları ve kalıplardan çıkmam gerektiğini hatırlatıyordu adeta. Gücümün azaldığını hissediyordum. Ama odada, koridorda yürümem gerektiğini biliyordum. Eşimle birlikte yürüyorduk ve ben sanci geldiğinde eşime sarılıp onun omuzlarında destek almaya çalışıyordum. Bu sayede sancıları atlatabiliyordum. Bir yandan da yerçekimine karşı duruyormuşum hissi devam ediyordu. Sabah olmak üzereydi, saatleri sayamıyordum ama yatagın tam karşısındaki saat 05:00i gösteriyordu. Ben üç dakikada bir gelmeye başlayan sancılarda bitkin hissetmeye başladığımda yatıyor ve üç dakikalık aralarda uyukluyordum. Vücudun bir dili ve çok iyi bir savunma mekanizmasi oldugunu bir kere daha anlamıştım. Doktorum sabah geldiğinde kontrol etti ve açıklık 8 santim olmuştu. Doktorumun geldigi an benim için bir karar anıydı aynı zamanda. Hamileliğimin son döneminde kendimi hazırlamıştım. Doğal doğum tercih edecek, epiduralin desteğine gücüm yeterse eger güvenmeyecektim.  Ancak doğum anında kızımı kendimden geçmiş bir şekilde karşılamak istemiyordum. Sancılar enerjimi tüketmeye başlamıştı. Ve vücudum epidural almam gerektiğini söylüyordu. Doktorum bunun süreci uzatacağını, açıklığın gayet iyi olduğunu söylediğinde kendisine epiduralin onun için da benim için de süreci daha iyi geçirmemize yarayacağını söyledim. Ancak doktorumun biraz sonra tuvalete gitmek için yataktan kalktığımda suyum gelmişti, bacaklarımın arasından şakır şakır akıyordu  ve bu sancıların daha sık gelmesine sebep oldu çünkü rahim ağzı da iyice açılıyordu. Epidural için anestezi uzmanı geldi. Beni tek tedirgin eden sıklaşan sancılarda epiduralin zamanlamasıydı. Eşimin göğsüne yatmış epiduralin beni biran önce rahatlatmasını bekliyordum. Anestezi uzmanı bende omurga eğriliği olduğunu ve dogru noktayı bulmakta zorlandığını söyledi. Sonunda bir nokta bulmuş ve epidurali yapmıştı. Ama buz torbası ile kontrol ettiğinde buz torbasını gayet de hissediyordum. Yapılan ilk epidural tutmamıştı maalesef. Bir saat daha sonra tekrar epidural yapıldı. “Durun sancı geliyor! Bekleyin!” tedirginliğini tekrar yaşadım ama neyseki artik sancılar epiduralin etkisiyle hafiflemişti ve plates topu beni bekliyordu. Camın önünde dışarıda akan hayatı izlerken eşimin elini tutarak kızımızın aramıza katılmasını hızlandırmak için üzerinde hopluyordum. Odada bulunanların konuşmalarına dahil edebiliyordum kendimi epidural sayesinde. Ama bu süre kısa sürdü çünkü suni sancının verilmesi gerekiyordu.  Tekrar NST’ye bağlanıp yatağa uzanma ve suni sancılarla birlikte kızıma yardım etmem gerekiyordu, onun da bana. Çünkü son evredeydik ve doktorum ıkınmamı istiyordu. Birkaç denemeden sonra tekrar ayağa kalkıp yatağın ucunda çömelerek ıkınmamı söyledi. Geceden beri her sancımda tüm kuvvetiyle ve sabrıyla bana destek olan eşim bir yanımda annem diğer yanımda beni tutuyorlar, ben çömelip ıkınıyordum. Sonra tekrar yürüyüş ve yine çömelme. Tekrar yatıyordum solumda eşim,sağımda annem beni bacaklarımdan tutuyorlardı. Doktorum sancı gelsin, bekle zirve yaptığı anda ıkınacaksın diyordu. Ikınmaya başladığımda doktorumun “it bebeğini, harikasın” sözleriyle elimden geleni yapmaya çalışıyordum. Önce doktorum sonra eşim ve annem sırayla bazen aynı anda“Kafasını görüyorum, saçlarını görüyorum” dedikçe artık çok az kaldığını anlıyordum ve hiç bitmeyecek sandığım bu süreçte yorgunluk üzerimde, enerjimin sonunu kullanıyorken tüm nefesimle bebeğimi itiyordum. Son evrede kuvvetli nefes vermenin ama nefesini doğru kullanmanın ne kadar önemli olduğunu gördüm. Bu arada doktorum bir yandan hemşierelere doğumhanenin durumunu soruyordu. O gün doğum katında hiç görülmemiş bir yoğunluk vardı. Doğum yapmak için ard arda yatışlar oluyordu ve benim doğumuma dakikalar kala doğumhane boşalmamıştı. Doğumhaneye geçmem için yatağı getirdiler odaya. Doktoruma doğumu odada yapmak istediğimi söyledim. Çünkü ne doğumhaneye geçmek için o yataktan kalkıp başka yatağa geçecek gücüm vardı, ne de saatlerce sancıları çektiğim odadan ayrılmaya isteğim çünkü içimden geçen odada doğum yapmaktı. Gerçekten de gönlümden geçtiği gibi oldu. Hastane odasında yapacaktım doğumumu. Steril yeşil örtüler getirtildi, bebeğin ilk kontrolü için bebek hemşireleri ve bebek doktoru hazır edildi. Fotoğrafçımız ekibiyle zaten odadaydı ve resmen odadaki heyecanı hissedebiliyordum. Doğumda eşimin olmasını özellikle istemiştim. Annem bana yardımcı olmak için oradaydı ama doktorum annemi çıkarmamıştı henüz odadan. Doktorumun yönlendirmesi ile bir yanımda eşim bir yanımda annem tam bir ebe doğumu yapacaktım. Eşimin varlığının bana verdiği güven bana çok yardımcı oluyordu. Ama annemin de yanımda olması hiç planlanmamış, istesem ve uğraşsam gerçekleşmeyecek bir durumdu. Çünkü hiç böyle bir şey duymamıştım. Ve şimdi beni doğuran insan benim doğumumda bulunuyordu. Odadaki herkes bebek için hazır bekliyordu ve ben son çabalarımı gösteriyordum. Ve sonunda saat 14:35’te tüm nefesimle kızımı eşimin ve annemin heyecanlı ve gözleri yaşlı bakışları arasında dünyaya getirdim. Onun suyla kaplı vücudu, uzun kafası ve gür saçlarını gördüm. Bebeğimin çığlıkları yeni hayatımızın habercisiydi sanki.  Eşimden kordon bağını onun kesmesini istemiştim, tereddüt ettiğini hatırlıyorum ama sonra kesebilmiş. Sonrası ise tarif edilemez bir rahatlama doğum sonrası dikişlerin verdiği sıkıntılara rağmen. Doğumumun sancılarla başlamasını istiyordum öyle oldu, odada doğum istiyordum öyle oldu, eşim ve annem yanımdaydı. Kesi atılmasın istiyordum çok şükür ona da gerek kalmadı. Kızımı sağlıklı bir şekilde doğurabildim. Şükredecek o kadar çok şey vardı ki.Evet uykusuz geceler başlayacaktı, evet hayatım değişecekti artık ama doğduğu an bana öpmem için uzattıklarında ben kızıma bağlanmıştım bir kere.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir