Bebekle Hayat

Femilift

Posted by on Mar 15, 2016 in Bebekle Hayat, Blog | 0 comments

Geçtiğimiz günlerde sevgili Gül Sural’ın davetiyle Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Murat Emanetoğlu’nun muayenehanesinde blogger anneler ile bir araya geldik ve Femilift teknolojisini tanıma fırsatı bulduk. Benim için önemli bir konu, hamilelerimi normal doğuma hazırlamaya çalışıyorum. Ancak bazı zor (daha doğrusu gereken zamanın verilmediği, aceleye getirilen ve hızlandırırken zorlama yaşanan) doğumlar sonrasında bazı annelerde vajinal sarkmalar, idrar kaçırma gibi sıkıntılar görülebiliyor. Ayrıca tüm kadınları ilgilendiren HPV virüsünün sebep olduğu genital siğil tedavisi, vajinal kuruluk, vajinada asimetri ve renk değişimi gibi durumlarda Femilift lazer teknolojisi kullanılarak tedavi ediliyor. Dr.Emanetoğlu dünyada bir çok yerde uygulamaya başlanmış ve faydaları görülmüş olan bu lazer yöntemini Türkiye’de uygulamaya başlanmadan önce, 2 kadar uygulama sürecini ve sonuçlarını  gözlemlemiş ve sonrasında uygulamaya başlamış. Femilift’in özel bir teknoloj, olmasını sağlayan özellikleri şunlar: İdrar kaçırma, genital bölgedeki deformasyonları ve tekrarlayan vajinal enfeksiyoları, jinekolojik muayene gibi acısız ve hızlı bir yöntemle tedavi eden bir lazer teknolojisidir. Doğum sonrası süreçte, vajinal bölgedeki bozulan doku, pelvik taban direncini zayıflatabilir. Son teknoloji bir sistem olarak Femilift; vajinal dokuyu güçlendirip form kazandırarak tamamen iyileşme sağlar. Vajinal kuruluk, tekrarlayan enfeksiyonlar ve  idrar kaçırma, kadınların hem cinsel hem de sosyal hayatlarını sıkıntıya sokmaktadır. Femilift yöntemi ile yapılan genital estetik uygulamalar, sosyal hayatın kalitesini arttırmasının yanısıra cinsel hayatı da sağlıklı hale getirir. (Ek bilgi: Femilift 3-4 seanslık bir uygulama, tekrarlama ihtiyacı olması halinde Dr Murat Emanetoğlu ek seanslardan ücret talep etmiyor.) Bir önemli ekleme daha: Dr. Murat Emanetoğlu’ndan öğrendiğimiz kadarıyla HPV virüsü sadece el sıkışma yolu ile bile ciltten cilde geçebiliyor ve mutlaka 9 yaşından sonra aşısını yaptırmak gerekiyor. Detaylı bilgileri aşağıdaki görsellerden okuyabilir ve Dr.Emanetoğlu’na ulaşabilirsiniz.      ...

read more

Disney’in Sihri

Posted by on Eyl 29, 2015 in Bebekle Hayat, Blog | 0 comments

Disney’i kim sevmez ki? Bebeğinden yaşlısına Disney karakterlerine sempati duymayan az insan vardır dünyada, ya da yoktur, illa ki birini seversin =) Nasıl bir yaratıcılık ki , bir minik fare karakterinden dünyanın en değerli eğlence markası olmuş. Hayran olmamak elde değil. Yaratıcılığın yanında müthiş bir pazarlama da var tabii. Disney sadece karakterleri ve filmleriyle değil, ürünleriyle de aşık etmiyor mu kendine? Hala Mickey’li tshirt, çanta vs. görünce gözleri parlayanlardanım ben mesela. Çocuğum olmadan önce de yurtdışına ne zaman gitsem Disney Store’dan çıkamazdım. Bu yaşımda oturur saatlerce çizgi filmlerini izleyebilirim. Geçtiğimiz hafta Disney’in yeni çizgi filmi Miles Yarının Ötesinde nin lansmanı için bir aradaydık. Prof.Dr.Üstün Dökmen’in keyifli anlatımıyla önemli bilgiler paylaştığı, Disney Türkiye ekibinin de genel stratejilerini, hedeflerini, Türkiye’de nasıl çalışmalar yaptıklarını, nelere önem verdiklerini dinleme fırsatı bulduğumuz bir toplantıydı. Ayşe günde en fazla 15-20 dakika televizyon izliyor. Şimdilik süresi bu kadar, zaten o da daha uzun kalmıyor, başından kalkıyor. Ipad için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, bizde allahtan yok. Olsa saatlerce başından kalkmaz çünkü istediği an değiştirebildiği için çok cazip geliyor ona. Bir videodan öbürüne geçip zaplamak en zevk aldığı şey. Anneanne, babaannede veya arkadaşlarımızın evinde bulduğu zaman elinden zor alıyoruz. Disney’in henüz çizgi filmlerine değil ama karakterlerine fazlasıyla hayran. Favorisi Minnie. Kitapları var Minnie, Daisy, Melody ve Milly’li, üst üste okumaktan bir ara bana fenalık gelmişti o derece =) Sonra Sofia’yla tanıştı onu da çok seviyor, tshirtü yıpranmıştı bir dönem giymekten =) Üstün Dökmen’den dinlediklerimizden benim için önemli noktalardan biri “kaliteli” çizgi filmlerin eğlenceli ve zararsız olduğu ancak faydasının yani içerdikleri değerlerin çocuğa izleme yoluyla öğretilemeyeceğiydi. Çocuk çizgi filmden doğruluk, dürüstlük, ahlak gibi değerleri direkt öğrenmez, birlikte izledikten sonra üzerinde tartışmalısınız, ya da gerçek hayatta yaşanan bir olayda çizgi filmi referans vermelisiniz dedi. Yani birebir iletişim her zaman en değerlisi olduğunu teyit etmiş olduk. Eğlenceyle eğitimi bir araya getirmenin de öğrenme düzeyini çok artırdığını da ekledi Üstün Hoca. Disney Türkiye Pazarlama Direktörü Armağan Milli de toplantıda Disney’in öncelikli hedeflerinden biri de tüm ailenin birlikte paylaşabileceği sihirli anlar yaratmak olduğunu, çünkü gerçek sihrin aile içinde paylaşımla, sohbetle ve oyuna dönüştüğünde ortaya çıkacağına inandığını belirtti. Bir de çok merak ettiğimiz, “çocuğumuza hangi çizgi filmi ne kadar izletmeliyiz” sorumuza “çocuğunuzu en iyi siz tanırsınız, onun neyi izleyip izleyemeyeceğine ebeveynleri olarak siz karar verirsiniz, birlikte izleyin ve karar verin” cevabını verdi. Süre için ben uzmanların önerilerini dikkate almaktan öte Ayşe’yi gözlemlediğimde 15-20 dakikadan fazla olunca yorulduğunu hissettiğim için böyle bir limit koydum, Disney yetkilileri de aynı şekilde zaman konusunda da en doğrusu ebeveyn kararıdır diyor. Dün ilk kez Disney Channel’da “Miles Yarının Ötesinde” yi de merak ettim. Disney’e ve çizgi filmlere Ayşe’den çok ben meraklıyım sanırım =)      ...

read more

Süt gerçekleri

Posted by on Haz 8, 2015 in Bebekle Hayat | 0 comments

Geçtiğimiz hafta önem verdiğim bir konuda, süt konusunda bir toplantıya katıldım. Fikir Annesi’nin organizasyonunda Uzman Diyetisyen  Selahattin Dönmez’den süt gerçeklerini dinledik. Benim Uht sütle ilgili düşüncelerimi değiştirdi bu toplantı. Süt içmeyen Ayşe’ye bir de minik paket uht süt vermeyi deneyeceğim. Çünkü bana göre bazı uht sütler günlük sütten daha lezzetli. Ve çocukların o minik kutuları sevdiği bir gerçek :) Şimdi fayda açısından da aynı hatta bazı açılardan, örneğin B vitamini, daha iyi olduğunu öğrenince denemek kaçınılmaz oldu. Bir de açık çiğ sütü tercih etmeme kararım aynen devam ediyor. İşte toplantının notları: Süte uygulanan ısıl işlemler nelerdir? Pastorizasyon ve UHT nedir? Süt, mikroorganizmaların yaşaması ve gelişip çoğalması için çok uygun ortam oluşturmaktadır. Sütte bulunabilecek olası patojenik mikroorganizmaları yok edebilmek, besin değerini koruyabilmek için uluslararası normlarda kabul gören ısıl işlemler (pastörizasyon ve UHT) uygulanmaktadır. Ayrıca çiğ süte evde uygulanan kaynatma yöntemi de bir ısıl işlem sayılabilir. Pastörize süt, çiğ sütlerin, doğal ve biyolojik özelliklerine zarar vermeden patojen organizmanın tamamen, diğer organizmaların da büyük bir çoğunlukla yok edilmesini sağlayacak şekilde, özel tesis ve cihazlarda ısıtılıp soğutulmasıyla elde edilir. Değişik pastörizasyon uygulamaları olmakla birlikte, Türkiye’de genellikle 12–16 saniye süre ile 72–80°C’lik ısı uygulaması yapılmaktadır. Pastörize edilmiş sütlerin en önemli özelliği teknolojik işlemin hemen arkasından, taşınmada dahil olmak üzere soğuk zincir ihtiyacının varlığıdır. Satın alındığı yerde dahil olmak üzere evlerde de yine soğuk ortamlarda, buzdolabında bulunma zorunluluğudur. Bu sütlerin raf ömrü 3 ila 10 gün arasında değişmektedir. UHT işleminde süt, çok özel ve teknolojik koşullarda ısıl işlemden geçirilerek, aseptik (mikropsuz) şartlar altında steril ambalaj malzemesiyle paketlenir. Süt, özel düzeneklerde 135–150 ºC’de kısa sürede (2-6 saniye), ısıtılıp soğutulur. Bu sayede her türlü patojen mikroorganizmadan arındırılır, ve genellikle oda sıcaklığında açılmadığı veya ambalajı zarar görmediği koşullarda dört ay süresince bozulmaya karşı dayanıklılık gösteren normal tat ve kıvamda ve besin değeri oldukça iyi korunmuş süttür. UHT işlemi ardından süt 6 katmandan oluşan, sütün bozulmasında etkili olan hava ve ışıktan koruyan ambalajlara doldurulur. UHT sütler bu nedenle 4 ay boyunca paketlendiği günkü tazeliğini korur. UHT süt açıldıktan sonra buzdolabında muhafaza edilmeli ve 3 gün içinde tüketilmelidir.   Süte uygulanan bir diğer ısıl işlem ise genellikle evlerde, açıkta satılan çiğ sütlere uygulanan kaynatmadır. Kaynatma ile sütün içerisinde bulunan mikroorganizmaları ve toksinleri yok etmek için 15–20 dakika kadar ateş üzerinde ısıl işlem yapılması gerekmektedir. Bu yöntemde; kaynatma süresi ve ısısının yüksek oluşu, sürekli hava ile temasın olması sütün besin değerinde oluşan kayıpları da beraberinde getirmektedir. Özellikle protein, karbonhidrat ve yağ gibi sütün temel bileşenlerinde önemli değişiklikler görülmektedir. Ayrıca B1, B6, B12, folik asit ve askorbik asit (C vitamini) gibi vitaminlerde ortalama % 60–100 oranlarında kayıplar oluşabilmektedir (Kaynak: Altun, B., Besler, T., Ünal, S., Ankara’da Satılan Sütlerin Değerlendirilmesi. Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi. 2002 ; 11 (2): 45-55.)  UHT işlemi, sütün besin değerini etkiliyor mu? UHT işlemi sonucunda yağın, laktozun ve tuz minerallerinin besleyici özelliğinde bir değişme olmaz. Protein ve vitaminlerin yapılarında ise ufak değişimler meydana gelir. Süt kaliteli protein içeriği açısından öneminden öte, dengeli amino asit yapısına sahip olması açısından oldukça önemli bir besindir. İçinde çoğunlukla kazein daha az oranda whey proteinlerini de barındırır. UHT işleminde proteinin %20 sini oluşturan whey proteinler suda çözünürlük özelliğini kaybeder. Bu sadece çok hafif bir yapısal bir değişikliktir, sütün besin değerlerinde bir kayıp yaratmaz. Bugüne kadar spesifik olarak bu protein yapısındaki değişiklik ile hastalıklar arasında hastalıkların oluşumu ve gelişimini arttırdığı yönde bilimsel kanıta dayalı bir...

read more

Beslenmede ilk 1000 gün

Posted by on Nis 30, 2015 in Bebekle Hayat, Blog | 0 comments

Nutricia Anne Bebek Beslenmesi, sağlıklı bir hayat sürdürülmesinde kritik öneme sahip olan “İlk 1000 Gün Beslenmesi” hakkındaki farkındalığın artırılmasına katkıda bulunmak amacıyla biz anneleri Prof. Dr. Hilal Mocan ile buluşturdu. Kendisinin ismini çok duymuş, tanışmayı ve verecegi bilgileri size aktarmayi çok istiyordum.   İlk 6 ay sadece anne sütü  Prof. Dr. Hilal Mocan’ın anlattıklarından önemli birkaç nokta şöyle: “Yaşamın ilk yıllarındaki beslenme, bebeklerin fiziksel büyüme, bilişsel gelişim, bağışıklık sisteminin olgunlaşması ve sindirim sistemlerinin gelişmesi üzerinde çok önemli etkiye sahiptir. Gebeliğin ilk gününden başlayıp 2 yaşın sonuna kadar geçen 1000 günlük sürede, vücudun ve fonksiyonlarının hızlı bir şekilde büyümesi ve gelişmesi, bu süreçte özel beslenmeyi gerektirir. İlk 6 ayda sadece anne sütü ile beslenip 2 yaşına kadar emzirmeye devam etmek, tamamlayıcı besinlere belli prensiplere göre geçmek, sağlıklı büyüme ve gelişmeyi sağladığı gibi, gelecekte oluşabilecek birçok sağlık sorununun da önlenmesini sağlar. Toplantıda bulunan Nutricia Anne Bebek Beslenmesi Medikal Direktörü Yalım Üner de, sağlıklı bebekler için annelerin bilinçlenmesinin önemine dikkat çekti ve bu doğrultuda blog yazarlarına çok önemli görevler düştüğünü söyledi. “İlk 2 yıl doğru beslenme 5 yaş altı ölümlerin 5’te 1’ini engeller” Sağlık Bakanlığı İstanbul Halk Sağlığı Müdürlüğü Çocuk Ergen Kadın ve Üreme Sağlığı Hizmetleri Şubesi’nden Dilek Burbut da toplantıda şu mesajları paylaştı: “0-2 yaş arasındaki beslenme, bebeğin büyümesi,  gelişmesi, bağışıklık sistemi ve nörolojik sistemleri başta olmak üzere vücutta pek çok organı ve sistemi etkiler. Gebe kalındığı andaki bir hücre, üçüncü yılın sonunda 500 trilyon hücreye ulaşmaktadır. Üç yılın sonunda beyin gelişiminin yüzde 85’i tamamlanır. Bebek gelişmemiş bir sindirim sistemi ile doğar. Sindirim ve emilim kapasitesi ilk yılda gelişir. İlk 2 yıl doğru beslenme, 5 yaş altı ölümlerin 5’te 1’ini engeller. Doğru süre ve şekilde anne sütü verilmesi ölümlerin yüzde 13’ünü önler, uygun tamamlayıcı beslenme ile ek, yüzde 6’lık avantaj...

read more

Karışık Tavuk

Posted by on Şub 9, 2014 in Bebekle Hayat | 0 comments

  Ayşe’nin çok sevdiği bir tavuk yemeğim var, yok yok içinde. Tarifi şöyle: 1 bütün tavuk (Orvital veya Yayla Türk marka, organik tavuk) 1 adet patates 1 adet havuç 1 sap pırasa 1 adet kereviz 1 adet kırmızı biber 1 adet kabak Birkaç parça brokoli Bir parmak kadar zencefil 3-4 diş sarmısak 1/2 demet maydonoz 1/2 demet dereotu Tavuğu yıkayıp içine biraz saplarıyla maydonoz ve dereotu tıkıp düdüklü tencereye koydum. Tüm sebzeleri küp küp üzerine doğradım. Sadece kırmızı biberi içini alıp ikiye bölüp koydum ki pişince kabuğu kolayca ayrılsın. Sonra doğradım onu da. Pırasa, maydonoz, dereotu ve zencefili ince ince kıydım ki boğazına takılmasın. 1-1,5 bardak kadar su ekledim. Sonrasında suyunu kullanmak isterseniz daha fazla su konabilir. Ben tavuk ya da et suyuyla tarhana yaptığımda Ayşe yemiyor, ekşi mi oluyor, lezzeti mi karışıyor anlamadım. O yüzden çok sulu yapmıyorum. Hepsini 1 saat düdüklüde pişirdim. Ilınınca tavuğu yavasça çıkarttım, sebzeleri kaplara böldüm. (Tupperware buzluk kapları hem BPA’sız hem de tam bebek porsiyonlarına uygun, hem de buzlanma yapmıyor) Tavuğu kemiklerinden ayırıp küçük küçük doğradım, tüm bölümlerini birbirine karıştırdım ve sebzelerin üzerine ekledim. Afiyet olsun. Miniklerin iştahı bol...

read more

Ayşe’nin Favori Omleti

Posted by on Şub 5, 2014 in Bebekle Hayat | 0 comments

Ayşe’nin Favori Omleti

Sabah kahvaltısı en sevdiği öğün Ayşe’nin. Nam nam nam yapa yapa yiyor =) Her sabah 1 kibrit kutusu kadar tuzsuz peynir, 1 yumurta sarısı, 1 tatlı kaşığı ceviz, 1 dilim ekmeği var. Peynir olarak ya tuzsuz lor ya da keçi ezineyi 1 saat ılık suda bekleterek veriyorum. Bazen biraz labne de ekliyorum loru kolay yedirebilmek için. İHE’nin organik tam buğday ekmeğini kızartıyorum ve asidi çok az olan zeytinyağına bana bana veriyorum. Yumurtayı bazen haşlıyorum, çoğu zaman omlet yapıyorum. Bugün kırmızı biberli omlet yaptım çok güzel oldu. Tarifi şöyle: Kırmızı biberli omlet 1 yumurta sarısı 1/4 topan kırmızı biber 1 yemek kaşığı tuzsuz lor peyniri 1 avuç maydonoz-dereotu karışımı Zeytinyağı Degirmen karabiber Fotoğraf internetten alınmıştır. Kırmızı biberin kabuklarını soyup minik minik doğradım. Zeytinyagında çevirdim. Yumurta sarısı, lor, maydonoz ve dereotunu bir kasede karıştırdım ve biberlerin üstüne ekledim. Piştikten sonra üzerine biraz karabiber ekledim. Yanına da 1 portakalın suyunu sıktım. Harika bir kahvaltı...

read more

Ayşe’nin yemekleri

Posted by on Şub 4, 2014 in Bebekle Hayat | 8 comments

Ayşe’nin yemekleri

Yemek programı gibi bir başlık oldu =) Ek gıdaya geçtiğimizden beri Ayşe’ye farklı çeşitler, değişik tatlar hazırlamaya çalışıyorum. “Malzemelerin organik olması şart, şunu yedirmem bunu vermem” demedim hiç. Organik de aldım, pazardan da, marketten de. Bebekle birlikte evin alışverişini halletmek zaten zor oluyor, o anda hangisi kolayımdaysa onu alıyorum. Yoğurdu kendim de mayaladım, Babymix de yedirdim. Dışarıda olup meyvesini taze hazırlayamadığım nadir günlerde hazır kavanozlar imdadıma yetişti. Sadece tavuk konusunda hassasım, o kesin organik. Yemeklerini hazırlarken besleyici olması kadar önemsediğim birşey var. Lezzetli ve aromalı olması. İlk günlerde verilen kabak, patates, havuç üçlüsüne bile dereotu, maydonoz, sarmısak koyuyordum. Sarmısağı minik minik pişirerek başladım. 8.aydan beri çiğ olarak yoğurduna ekliyorum. Ben sarmısak aşığı bir insanım. Doğal antibiyotik özelliği de cabası. Sarmısak koymadığım günler yoğurduna nane koyuyorum, veya yemeği çok aromalıysa sade. Etli ve tavuklu yemeklerine fındık kadar taze zencefil ekliyorum mutlaka. Yemekleri ilk günden beri bebek maması gibi olmadı. Tuzsuz ama hep bir aroması, kokusu, lezzeti var. Dümdüz haşlama tarzı yemek yaparsam yemiyor zaten. Ev yemekleri de tuzsuz, acısız ama bol baharatlı, her zaman sarmısak ve soğanlı pişiyor. Salça yerine yaz domatesinden yaptığım domates konservelerini kullanıyorum ama dokunma ihtimaline karşı az koyuyorum. Şimdiye kadar bir reaksiyon görmedim. En son yaptığım 2 yemeğin tarifini yazıyorum, belki sizin minik gurmeler de sever. Sarmısaklı somon ve sebzeler 70gr somon 1/2 patates 1/2 kereviz 1/2 kırmızı biber 1 tatlı kaşığı tereyağı 1 diş sarmısak Somon, küp küp kesilmiş patates ve kereviz, uzun uzun kesilmiş kırmızı biberi buharda yarım saat haşladım. Bir tavada tereyağını eritip sarmısağı içine ezdim. (İsteğe göre küçük bir parça zencefil minik minik doğranıp eklenebilir) Patates, kereviz ve balığı birbirine çok karıştırmadan, sarmısak ve yağı iyice emene kadar soteledim. Biberin kabuğunu soydum ve balık ve sebzelerin yanına ekledim. Üzerine çok az zeytinyağı ve değirmen karabiber gezdirdim. Nefis oldu, yalamadan yuttu boncuk. Bulgurlu kara mercimek 1 taze soğan 1 avuç bulgur 1 avuç kara mercimek Dereotu Maydonoz 1 diş sarmısak 1 yemek kaşığı yaz domatesi püresi Mercimeği birkaç saat suda beklettikten sonra tün malzemeyi minik minik doğrayıp çiğden tencereye attım, piştikten sonra zeytinyağı ekledim. Yanına sarmısaklı yoğurt çok yakışıyor. (Mercimek yemeğinin yanında yoğurt vermeyin diyorlar biliyorum ama Ayşe yoğurtsuz yemek yemiyor. Anasının kızı =) Ayşe’nin sevdiği yemekleri paylaşmaya devam edeceğim. Ben de sürekli değişik tarifler arıyorum, gurmebebek ten çok faydalanıyorum. Ama ne kadar çok denenmiş tarif olursa o kadar iyi oluyor, evdeki malzemeler hangisine uyuyorsa o seçiliyor. Miniklerin iştahı bol...

read more

Ayşe’nin Mama Lekelerine Çözümüm

Posted by on Oca 15, 2014 in Bebekle Hayat, Marka | 0 comments

Ayşe’nin Mama Lekelerine Çözümüm

Ek gıda maceramız ve Ayşe’nin mama lekeleri ayrılmaz ikili oldular ilk günden beri. Ya kaşla göz arasında mama tabağına el atıp yere deviriyor, ya da eline kendi kendine yemesi daha doğrusu kemirmesi için ne verirsem mıncıklayıp yere atıyor.  Önlüklerindeki lekelerden bahsetmiyorum bile. Sofrada bizimle yemek yemeği de çok sevdiği için zaman zaman salondaki halı batıyor. Ayşe sağolsun halıdan leke çıkarma uzmanı oldum. Daha önce de Vanish Halı kullanıyordum ama tabi böyle inatçı lekelerim yoktu. Asıl şimdi anlıyorum leke çıkartma özelliğini. Vanish Ayşe’yle yaşadığımız güzel leke hikayelerimizden birine “Kadınlar Arası İpuçları” kampanyasında yer vermek isteyince ben de kendi Vanish yöntemimi diğer annelerle paylaştım: Annem her zaman der ki, ev hanımlığı en nankör meslektir. Çok doğru, evde yapılan tüm işler çok nankör. Ama üzülmeyin anneler, emeklerimizin kıymetini bilen biri çıktı sonunda. Leke çıkarmada baş yardımcımız Vanish, kendi leke çıkarma yöntemimizi tüm Türkiye ile paylaşmamızı ve haklı gururumuzu tüm Türkiye’ye gösterme şansı veriyor. Bunun için Vanish’in Facebook sayfasındaki “Kadınlar Arası İpuçları” kampanyasına katılıp, kendi yönteminizi burada ister yazı ile anlatarak, ister fotoğraf ve video ile destekleyerek paylaşabiliyorsunuz. Sonrasında Vanish en çok beğendiği yöntemler arasından 40 tanesini seçiyor ve bu yöntemlerin sahibi 40 hanımı, her gün bir tanesi olacak şekilde, Melek Baykal’ın sunduğu ve Türkiye’nin en çok seyrdilen kadın programı Melek Show’a çıkarıyor. Böylece kadınlar marifetlerini tüm Türkiye ile paylaşma şansı yakalıyor! Üstelik Vanish kampanyaya katılan tüm kadınlar arasından her hafta 30 kişiye, çekilişle Vanish hediye seti kazandırıyor. Kampanyanın bir güzel yanı da çıkaramadığınız lekeleriniz varsa bunları diğer kadınlara sorma ve onların yöntemlerinden faydalanma şansı vermesi. Kampanya Mart sonuna kadar devam edecek. Katılmak için hemen tık...

read more

Uyku Eğitimi – Tavsiyelerim

Posted by on Ara 23, 2013 in Bebekle Hayat | 0 comments

Uyku Eğitimi – Tavsiyelerim

Uyku eğitimi konusunda tavsiyelerimi bir özet şeklinde toparlamak istedim. – Bebeğinizin uyku eğitimine ihtiyacı olduğuna emin olun. Uykuya geçmede çok zorlanıyorsa, en ufak ses veya harekette uyanıyor ve geri uyuyamıyorsa, gece uykuları çok bölünüyorsa ve bu kalitesiz uyku sebebiyle gün içinde huysuz, huzursuz ise uyku eğitimi vermeyi düşünebilitsiniz. Bebeğinizin gelişimi için kaliteli uyku çok önemli. Ayşe’nin hiç bir şey yapmaya hali ve isteği olmuyordu bazı günler. Ve anne bebeğin kesinlikle ihtiyacı olduğuna eminse yaparken daha tutarlı davranıyor. Kolay kolay vazgeçmiyor. Ayşe sakince yanına uzandığımda veya hafif bir pışpışla ağlamadan uyuyabilen bir bebek olsaydı, her gece 3 saatte bir uyanmasaydı ve her sabah 5’te tam uyanışa geçmeseydi uyku eğitimi vermeye gerek duymazdım. Günlük hayatı etkilenmişti kalitesiz uykudan. – Evde yaşayan herkes eğitim verilmesi konusunda anneye destek olmalı ve bebeğin ağlayacağını kabul etmeli. Ağlamadan uyku eğitimi olmuyor. Kontrollü ağlatmadan bahsediyorum, bebeği bir başına bırakıp ağlatmıyoruz tabii ki. Ama o bile zor. Anne yıpranıyor, üzülüyor. Dakikalarca sürebiliyor. Mesela ben artk 10. günde filandık, kapının dışında olmam gerekiyor, konuşuyorum, ama ağlama uzun sürdüğü zaman artık günlerin de verdiği birikimle kapıda onunla ağlıyordum, sürekli dua ediyordum. Murat da hep birazdan uyuyacak, merak etme, üzülme, çok yol kat ettin diye bana moral veriyordu. Birkaç günden sonra – ki ilk 3-4 günü atlatmak çok önemli – yeter artık çok ağladı, olmuyor, bırakalım derse baba, veya anneanne/babaanne, annenin bırakma ihtimali çok yüksek zaten çok hassas, dokunsan patlayacak durumda olabiliyor. Ben böyleydim, belki sizin bebeğiniz 3.günde öğrenecek ve iş bitecek. Ayşe biraz inatçı çıktı. Ve ben şunu farkettim, ben odasındayken ve konuşurken daha çok ağladı, ağlama değil de mızmız durumdayken sessizce kapıda beklediğimde kendi kendini daha rahat sakinleştirdi. Kriz olduğu zaman yatır-kaldır yaptım, o da sakinleştirdi. – Tüm yöntemleri okuyup kendinize en uygunu seçin. Benim gibi harman da yapabilirsiniz. İmkanınız varsa mutlaka bir uzmanla çalışın. Uyku eğitimi zorlu bir süreç, profesyonel destek çok iyi geliyor. Herşeyi yaptım ama olmuyor, yine uyanıyor dediğinizde uzman hemen sebebi buluyor ve düzene sokuyor. Ben Uyku Meleği’nden destek aldığımı yazmıştım zaten. – Bebekler birbirinden çok farklı, anneler de öyle. Bir arkadaşınızın yaptığı eğitim size uymayabilir. Ya da bebeğiniz kitapta önerilen bir programa tepki gösterebilir. Örneğin Ayşe kısa sabah uykusu, uzun öğle uykusu formülüne çok tepki gösterdi. Birikmiş yorgunluk ve gece uyanmaları olarak geri döndü bize. İkisini de eşit olarak 1-1.5 saat olarak uyumayı istedi. – Uyku eğitimini vermeye karar verdiğinizde bebeğiniz çok ağladığında vazgeçmemeye çalışın. Boşuna ağlatmış olmayın. 2-3 gün çok şiddetli ağlıyorlar. Yanında olun, sırtını sıvazlayın, kucağınıza alın, sustuğu anda yatağa geri bırakın. Ayşe’yi bıraktığım an tepinerek ağlamaya devam etti ilk geceler. Ama alıp koydum alıp koydum sonunda sakinleşip uyudu. Ağlarken terketmediğiniz sürece içiniz rahat olsun. Evet ağlıyor çünkü uyumayı bilmiyor. Sallanarak, pışpışla, emerek uyumayı biliyor. Kendi kendine uyumak bir kilometre taşı onun için. Kendi kendini sakinleştirmeyi, ve güvende hissederek uyumayı öğreniyor. – Bebeğiniz için sakin bir müzik, veya okyanus, deniz dalgası sesi gibi müzikler açın. Ben Ayşe doğduğundan beri Sleepy Sheep’in okyanıs sesini açıyorum. Bir de doğduğundan beri yatağında uyku arkadaşı var. Uyku eğitimi sırasında sarıldı, kollarını emdi, çok işe yaradı. Emzik almadığı için de bizim vazgeçilmezimiz oldu. Şimdi pusette uyumayı öğrettim, o zaman da uyku arkadaşı çok faydalı oldu. – Bir de kendim dahil herkese son tavsiye. Bu iş oldu, kesintisiz uyumayı başardı, artık rahatım diye birşey yok. Birkaç gece uyuyor, sonra bir gece herşey tepetaklak oluyor. Sebepli (diş, yorgunluk,...

read more

Uzun İnce Bir Yol – Uyku Eğitimi Son Bölüm

Posted by on Ara 19, 2013 in Bebekle Hayat | 5 comments

En son 27 Ekim’de yazmışım uyku eğitiminin ilk gecesini. O zamandan beri hiç zaman bulamadım. Bebekle yalnız ilgilenince kendine tahminimden daha az vakit ayırabiliyormuş insan. Ayşe uyurken yemek mi yiyeyim, evi mi toparlayayım, iş mi yapayım derken bir bakıyorum uyanmış =) Bir de zaman bulamamayı geçtim insanın blog yazmak için kafasının sakin olması lazım. Benim uyku eğitimi esnasında çok da sakin, dingin olduğum söylenemezdi, emek ve sabır isteyen bir dönem gerçekten. Bayram tatilinde yani Ekim ortasında başlayan uyku eğitimimiz yaklaşık 1 ay sürdü. Neden bu kadar uzun sürdü diye şaşırmayın. Bebek pışpışsız, kucaksız, emmesiz uyumayı çok daha kısa sürede öğreniyor. 1 hafta maksimum. Ancak olay gece uyanmalarını bitirmek. Ben Ayşe’nin kilo alımı sınırlarda olduğu için gece emzirmesini uyku eğitiminden önce kesemedim. Eğitimin bir parçası yaptım. Önce ilk geceden itibaren pışpışı kestim. Ve bir daha hiç pışpışlamadım. Son hallerimden sonra artık söz vermiştim kendime. Yazmış mıydım hatırlamıyorum. Ayşe’yi son zamanlarda pışpışlarken korkuyordum beline, omurgasına falan bir zarar vereceğim diye. O kadar tatminsiz olmuştu ki, çok şiddetli pışpışlanınca uyuyabiliyordu. 45.dakikadaki uyku döngüsünde uyanınca da aynı şiddette bir pışpış bekliyordu. Neyse ki bir daha hiç yapmadım. Ayşe’nin zaten ağlayarak uyuyabildiğini, uyanınca geri dalamazsa çok sinirlenip ağlama krizine girdiğini de yazmışımdır. Benim uyku eğitiminde ağlatmaktan çekinmememin sebebiydi bu halleri. Öyle de ağlıyor böyle de diyerek en azından vicdanım rahat bir şekilde devam ettim. Ve sonu iyi olacaktı onun için. Düzgün, deliksiz uyumayı öğrenecekti. Şimdi 5-6 saat kesintisiz uyuyorum da görüyorum o bile ne kadar farklıymış. Onun için de sürekli uyandığı bir gece uykusu çok verimsiz oluyor, bütün günü de huysuz ve huzursuz geçirmesine neden oluyordu. Yaklaşık 1 ayı özetlersem, ilk 3 gün elim sırtında, sonraki 3 gün yatağın yanında, sonraki 3 gün kapıda, sonraki 3 gün de kapıyı kapatıp dışarda durarak devam ettim tüm uykularında. Tabii ki banyo ve emme/biberon sonrası uykusu en kolayı. Sabah uykusu ikinci sırada. Öğlen ve öğleden sonra uykuları ise en inatçı uykular. Ayşe ilk ay hep sabah 05:00-05:30 gibi uyanmaya devam etti. O nedenle ilk sabah uykusu da kolay oluyordu. İlk gün 15 dakika ağladı, sonraki günler eğer doğru zamanda yatırırsam ağlama süreleri git gide azaldı. Hala uykuya ağlayarak geçiyor. Bu onun tarzı. Gece uyanmaları gün içinde uyuduğu uyku sürelerine göre çok değişken oldu. Bazı geceler 6-7 saat hiç uyanmadı, bazı geceler 2 saatte bir uyandı. Nerede durmam gerekiyorsa orada durdum. Hep konuştum. Sesimi hep duydu. Bazı geceler uzun uzun ağladı, içim burkulsa da dua ettim sadece. Ve içimden hep “şimdi müdahale edersen bütün ağlatmalar boşa gidecek” diye geçirdim. Ancak kriz durumunda gidip kucağıma alıp sakinleştirip tekrar yatırdım. Emzirmeyi kesmeyi de şu şekilde yaptım. 19:00’ya yatarken tok olduğuna emin olduğum için geceyarısından önce uyanırsa açlık olmadığını bildiğim için hiçbir şey vermedim. Gece 12’de 120cc biberonla anne sütü verdim. 2 saat sonra yine uyanınca ilk geceler az rezene verdim, birkaç gece sonra vermedim, ve uyanmamaya başladı. 05:00’te kesin uyanış yapıyordu, o zaman da mecbur emziriyordum. Emzirdıkten sonra yerine geri yatırıyordum ama uyumuyordu. 15 günden sonra 7.ay kontrolünde iyi kilo aldığını öğrenince gece emzirmesini kesmek için yeşil ışık yaktı doktorumuz. 120cc verdiğim anne sütünü 100cc-80cc-60cc-40cc-20cc şeklinde keserek tamamen bitirdim. Uyandığı zaman çok ağlarsa rezene de vermedim, yatır kaldır yaptım. İlk gece 10 dakika ağladı, 10-15 kez yatır-kaldır yaptım, sonraki geceler ağlama süreleri git gide azaldı ve uyanma bitti. Tek sorunumuz kalmıştı. O da sabah 05.00 uyanmalarıydı. Gün içinde güzel uyuyordu....

read more